“Türkiye’de en uzun orucu hangi il tutuyor” konusu son dönemde oldukça merak ediliyor. Biz de sizler için detaylı bir içerik hazırladık.
Kayseri Akşamlarında İçime İşleyen O Soru: Şiiler Ne Zaman Oruç Açar?
Kayseri’de akşamlar her zaman biraz ağır gelir bana. Güneş Erciyes’in arkasına çekilirken şehir sanki derin bir nefes alır ama o nefesin içinde hep bir hüzün vardır. 25 yaşındayım ve bunu artık çok net hissediyorum. Günlük tutmayı seviyorum; kelimeler içimde birikince taşmak yerine sayfalara sığınıyorum. Ama bazı günler var ki, ne yazarsam yazayım içimdeki karışıklık geçmiyor.
Ramazan’ın o son haftalarından biriydi. Hava serin, sokaklar sessiz, iftar saatine yaklaşırken herkesin yüzünde aynı bekleyiş. Ben de o bekleyişin içindeydim ama zihnimde başka bir soru dönüp duruyordu: Şiiler ne zaman oruç açar?
Basit bir soru gibi görünüyordu ama içimde garip bir merak uyandırıyordu. Çünkü ben iftar saatini çocukluğumdan beri tek bir an sanırdım: güneş batar, ezan okunur ve oruç açılır. Ama son zamanlarda öğrendiğim bazı şeyler bu basitliği kırmıştı. Ve bu kırılma içimde hem bir hayal kırıklığı hem de garip bir heyecan yaratıyordu.
Bir Akşam, Bir Camii Avlusu ve Sessiz Bir Düşünce
O akşam Kayseri’de Hunat Camii’nin avlusunda oturuyordum. Elimde çay, önümde yavaş yavaş kararan gökyüzü vardı. İnsanlar saf saf iftara hazırlanıyordu. Çocuklar koşuyor, yaşlılar dua ediyordu. Her şey tanıdık, her şey yerli yerindeydi.
Ama ben içimdeki soruyu bastıramıyordum.
Yanımda oturan yaşlı bir amcaya dönüp sormak istedim ama çekindim. Çünkü sorum basit değildi aslında; biraz da bilgisizliğimi ortaya koyuyordu. Sonunda telefonuma sarıldım, ama internetten okuduklarım beni daha da düşündürdü. Bir yerde “Şiiler ne zaman oruç açar?” sorusuna verilen cevaplar farklıydı. Kimi “güneş batınca”, kimi “kızıllık kaybolunca” diyordu.
Bu fark bana tuhaf geldi. Aynı gökyüzüne bakan insanların, aynı orucu farklı bir anda bitirmesi… İçimde bir şey kıpırdadı. Sanki zaman bile tek bir çizgi değilmiş gibi.
Ve o an fark ettim ki, bu sadece bir dini detay değildi benim için. Bu, insanların aynı dünyayı farklı yorumlamasıydı.
İçimde Büyüyen Hayal Kırıklığı ve Merak
Günlüğüme o gece şunu yazmışım:
“Bazı şeyleri ne kadar öğrenirsem o kadar eksik hissediyorum. Sanki bildiğim her şey başka bir ihtimalle çatlıyor.”
Evet, biraz dramatik bir cümleydi ama o an hissettiğim tam olarak buydu.
Şiiler ne zaman oruç açar sorusu, bir anda sadece teknik bir bilgi olmaktan çıkmıştı. Çünkü bu soru bana insanların inançlarını bile farklı zamanlarda yaşadığını gösteriyordu. Ben ise her şeyin tek ve net olmasını isteyen bir yanım olduğunu fark ediyordum.
Bu farkındalık içimde küçük bir hayal kırıklığı yarattı. Çünkü netlik istiyordum. Hayatın da, inancın da, zamanın da.
Ama aynı zamanda içimde başka bir şey daha vardı: merak. Ve bu merak beni rahatsız edecek kadar güçlüydü.
Ertesi Gün: Bir Arkadaşın Cümlesi Her Şeyi Değiştiriyor
Ertesi gün üniversiteden bir arkadaşımla sahilde yürüyorduk. Kayseri’de deniz yok ama Erciyes’in eteklerinde yürümek de insana başka bir genişlik hissi veriyor.
Dayanamadım ve sordum:
“Şiiler ne zaman oruç açar biliyor musun?”
Bir an durdu, gülümsedi. Sanki bu soruyu daha önce çok kez duymuş gibiydi.
“Genelde güneş battıktan sonra hemen değil,” dedi. “Ufkun kızıllığı tamamen kaybolunca iftar ederler.”
Bu cümle basitti ama bende büyük bir yankı bıraktı.
Çünkü o an şunu düşündüm: Aynı güneş, aynı batış, ama farklı bir sabır. Farklı bir bekleyiş.
İçimde hem bir hayranlık hem de hafif bir kafa karışıklığı vardı. Ben hep “şimdi”ye alışmıştım. Onlar ise “biraz sonra”ya.
Ve bu “biraz sonra” bana sanki daha derin bir sabır gibi geldi.
İftar Vakti ve Zamanın Göreceliği
O akşam eve döndüğümde saatlerce bunu düşündüm. Kayseri’nin sokakları iftar telaşıyla dolarken ben odama çekildim. Pencereden dışarı baktım. Herkes aynı ezanı bekliyordu ama benim zihnimde başka bir zaman akıyordu.
Şiiler ne zaman oruç açar sorusu artık sadece bir bilgi değildi. Bir düşünceye dönüşmüştü: zamanın herkes için aynı olmadığı fikrine.
Ben hep zamanın düz bir çizgi olduğunu sanmıştım. Ama belki de değil. Belki de zaman, insanların inançlarıyla eğilip bükülen bir şeydi.
O an içimde tuhaf bir umut hissettim. Çünkü farklılıklar beni korkutmuyordu artık. Aksine, anlamaya çalıştıkça içim genişliyordu.
Ama yine de bir yanım kırgındı. Çünkü keşfettikçe ne kadar az bildiğimi görüyordum.
Günlük Sayfalarında Büyüyen Bir Soru
Günlüklerim o günlerde tamamen bu konuya dönmüştü.
“Bugün düşündüm. Belki de insanlar aynı gökyüzüne bakarken farklı dualar ediyor. Ve belki de bu yüzden gökyüzü bu kadar büyük.”
“Şiiler ne zaman oruç açar diye düşünmek bile beni başka bir dünyaya götürüyor. Sanki tek bir cevap yokmuş gibi.”
Bu satırları yazarken kendimi hem yalnız hem de tuhaf bir şekilde bağlı hissediyordum. Çünkü yalnızlığımın içinde başka insanların düşüncelerine dokunuyordum.
Bir gün bir şey fark ettim: Ben aslında cevap aramıyordum. Ben, farklı cevapların var olabileceği bir dünyayı anlamaya çalışıyordum.
Kayseri Akşamında İçsel Bir Dönüşüm
Bir akşam yine iftar vakti yaklaştığında dışarı çıktım. Bu kez caminin avlusuna değil, tek başıma bir bankın yanına oturdum.
Gökyüzü kızıl, hava serin, insanlar aynı telaşta.
Ama ben farklıydım.
Artık Şiiler ne zaman oruç açar sorusu bana bir ayrılık değil, bir çeşit çeşitlilik gibi geliyordu. İnsanların aynı ibadeti bile farklı bir sabırla yaşaması… Bu düşünce içimde yeni bir kapı açmıştı.
O kapıdan içeri girdiğimde ne tam huzur vardım ne de tam karmaşa. İkisinin arasında bir yerdeydim.
Ve belki de büyümek tam olarak buydu.
Microzen okurlarıyla “Türkiye’de en uzun orucu hangi il tutuyor” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!
Son Düşünceler: Zaman, İnanç ve Ben
O gece eve döndüğümde günlüğüme uzun uzun yazdım. Ama bu kez soru sormadım. Sadece hissettiklerimi yazdım.
Kayseri’nin sessiz gecesinde şunu düşündüm: İnsanlar aynı dünyada yaşıyor ama aynı anda yaşamıyor. Kimisi güneşin son ışığında orucunu açıyor, kimisi gökyüzünün kızıllığı tamamen çekilene kadar bekliyor.
Ve ben, bu farkın içinde kaybolmak yerine onu anlamaya çalışıyorum.
Şiiler ne zaman oruç açar sorusu artık bir merak değil, bir farkındalık oldu benim için. Zamanın tek bir doğruyu taşımadığını öğrendim. Ve belki de en önemlisi, bunun beni zayıflatmadığını; aksine daha dikkatli, daha düşünceli biri yaptığını hissettim.
Şehir uyurken ben hala pencere kenarında oturup gökyüzüne baktım. İçimde ne tam bir cevap vardı ne de tamamen bitmiş bir soru.
Sadece devam eden bir düşünce vardı.