Kayseri’de Aynaya Bakarken Başlayan O Sessizlik
Kayseri’nin kışları her zaman biraz sert gelir bana. Sanki şehir, insanın içini de dondurmak ister gibi. O akşam da odanın camına vuran rüzgârın sesiyle uyumaya çalışıyordum ama aklım bir türlü susmuyordu. Küçük odamda tek ışık, aynanın kenarına düşen sarı ampul ışığıydı. Aynaya baktım. Kendime baktım ama aslında kendimden kaçıyordum.
Bacaklarım… yine aynı düşünce. Ne zaman aynaya baksam oraya takılıp kalıyorum. Sanki bütün kadınlık meselesi orada düğümlenmiş gibi. Bir yandan “önemsiz” diyorum, bir yandan da kafamın içinde büyütüyorum. O an telefonumu elime aldım ve fark etmeden yazdım: Jilet kaç günde bir yapılır kadın?
Bunu yazarken bile içimde garip bir sıkışma vardı. Sanki bu soru sadece bir bakım rutini değil de, kendimi beğenme hakkımı ölçen bir tartıydı.
Gecenin İçinde Kaybolan Bir Soru
O gece pencereyi açtım, soğuk hava yüzüme vurdu. Kayseri’nin gece sessizliği başka olur; insanın iç sesi bile yankılanır. O an aklıma Elif geldi. Üniversiteden arkadaşım. Her şeyi umursamaz gibi görünürdü ama aslında en çok o düşünürdü.
Bir gün bana “Sen neden bu kadar kafaya takıyorsun?” demişti. Gülmüştüm, geçiştirmiştim. Ama içimdeki cevap hiç değişmedi.
Çünkü bazen insan, en küçük şeylerde bile kendini ölçer. Bacak kılları, saçının duruşu, yüzündeki bir sivilce… Hepsi birer bahane gibi ama aslında hepsi aynı yere çıkıyor: beğenilmek, kabul edilmek, varlığını hissetmek.
O yüzden o soru yine kafamda dönüp durdu: Jilet kaç günde bir yapılır kadın?
Sanki doğru cevabı bulursam, içimdeki huzursuzluk da bitecekmiş gibi.
Ayna, Banyoda Duran Gerçek ve Küçük Utançlar
Ertesi gün banyoya girdim. Aynanın karşısında uzun süre durdum. Musluktan akan suyun sesi bile düşüncelerimi bastırmıyordu. Elimi bacağıma götürdüm, sonra geri çektim. Bir an kendime kızdım. Neden bu kadar büyütüyorsun?
Ama büyüten ben değildim sadece. Büyüten, etrafımdaki sessizlikti. Konuşulmayan ama hissedilen şeylerdi. Sosyal medyada gördüğüm kusursuz görüntülerdi. Ve bazen insanların bakışlarıydı.
Jileti elime aldım. Soğuk metal avucumda garip bir güven hissi verdi. Sanki bir şeyi kontrol edebiliyormuşum gibi. Ama kontrol aslında sadece birkaç günlüğüneydi.
O sırada içimde başka bir ses daha vardı: “Gerçekten bu kadar önemli mi?”
Ama cevap veremedim.
Elif’in Mesajı ve Eski Bir Sohbet
Telefonum titredi. Elif yazmıştı.
“Ne yapıyorsun?”
Bir süre cevap vermedim. Çünkü o an yaptığım şeyin basit bir bakım olmadığını hissediyordum. Sanki kendi içimde bir şeyi susturuyordum.
Sonra yazdım: “Banyo.”
O hemen anladı.
“Yine mi düşündüğün şeyler?”
Gülümsedim ama gülümsemem içime oturdu.
Ona daha önce de anlatmıştım. Kendimi nasıl sürekli eksik hissettiğimi. O da her seferinde aynı şeyi söylerdi: “Kimse senin düşündüğün kadar detaylı bakmıyor.”
Ama insan bunu bilse bile hissetmiyor.
O an aklımdan yine aynı soru geçti: Jilet kaç günde bir yapılır kadın?
Sanki Elif’e de sormak istedim ama sormadım. Çünkü cevabın teknik değil duygusal olduğunu biliyordum.
Bir Kış Akşamı: Kendinle Pazarlık
Akşam olduğunda dışarıda kar başlamıştı. Kayseri’nin sokak lambaları kar tanelerini altın gibi gösteriyordu. Pencereden bakarken içimde tuhaf bir boşluk vardı.
O gün jileti kullanmıştım. Ama rahatlama gelmemişti. Beklediğim o hafiflik hissi yoktu. Sanki sadece yüzeyi düzeltmişim ama altındaki düşünceler yerinde duruyordu.
Kendime şunu sordum: “Ben neyi düzeltiyorum?”
Cevap gelmedi.
Belki de mesele gerçekten şuydu: Jilet kaç günde bir yapılır kadın? sorusu, aslında bir düzen arayışıydı. Dağınık hissettiğim hayatımda küçük bir kontrol alanı.
Ama kontrol dediğim şey bile geçiciydi.
Yalnızlık, Küçük Ayrıntılar ve İç Ses
Gece yatağa uzandım. Tavanı izledim. Ev sessizdi ama içim kalabalıktı. Bazen insanın en çok yorulduğu şey, kimsenin duymadığı düşünceler olur.
O an kendi kendime itiraf ettim: Hayal kırıklığı içindeyim. Çünkü ne yaparsam yapayım tam hissetmiyorum. Bir şey hep eksik.
Ama aynı zamanda umut da vardı. Küçük bir umut. Belki de bu düşünceler sadece büyüme sancısıydı. Belki de ben kendime fazla yükleniyordum.
Elimi bacağıma götürdüm. Pürüzsüzlük hissi bile bana tam bir huzur vermedi ama yine de kısa bir anlık sessizlik getirdi.
Ve o sessizlikte kendime şunu söyledim: “Ben aslında kendimle barışmaya çalışıyorum.”
Arkadaş Sohbeti ve Gerçeklik Çarpması
Ertesi gün Elif’le buluştuk. Küçük bir kafede oturduk. Dışarıda soğuk vardı ama içerisi sıcaktı. O kahvesini içerken bana baktı.
“Dün yine o soruyu mu düşündün?” dedi.
Güldüm. “Evet.”
O da güldü ama sonra ciddi oldu.
“Bak,” dedi, “Jilet kaç günde bir yapılır kadın? diye bir cevap arıyorsan, yanlış yerdesin. Çünkü herkesin hayatı farklı. Senin vücudun, senin hislerin…”
Sözünü bitirmedi ama zaten devamına gerek yoktu.
O an içimde bir şey kırılmadı, tam tersine biraz gevşedi. Sanki yıllardır sıktığım bir yumruk biraz açılmış gibiydi.
Ama yine de tamamen rahat değildim. Çünkü bazı düşünceler hemen gitmez. Sadece yer değiştirir.
Değişmeyen Soru, Değişen Bakış
Eve döndüğümde aynaya tekrar baktım. Bu kez farklı bir şey vardı. Kusur aramıyordum. Sadece bakıyordum.
Jilet çekmecede duruyordu. Ama ona bakmak bile farklıydı artık. Bir zorunluluk değil, bir seçenek gibi.
Kafamın içinde aynı soru yine belirdi: Jilet kaç günde bir yapılır kadın?
Ama bu kez cevap aramadım.
Çünkü fark ettim ki bu soru aslında bir sayı değil. Bir his. Bir baskı. Bir alışkanlık.
Ve ben o alışkanlığın biraz dışına çıkmayı öğreniyordum.
Kendime Yazdığım Son Cümle
O gece günlüğümü açtım. Uzun zamandır yazmadığım sayfalar vardı. Kalem elimde durdu bir süre.
Sonra yazmaya başladım:
Bugün kendime biraz daha yaklaştım. Belki tam olarak değil ama eskisinden daha az uzak. Aynaya baktığımda sadece eksiklerimi görmüyorum artık. Sadece kendimi görüyorum.
Dışarıda kar devam ediyordu. Ama içimde ilk defa bu kadar sessizdi her şey.
Ve o sessizlikte, kendime dair yeni bir şey öğrendim: Her sorunun cevabı net olmak zorunda değil. Bazen soru, insanın kendisiyle konuşma biçimidir.
Benzer Konular: Gece kaç kez idrara çıkmak normaldir ?